top of page

Boşanma Davaları (Şiddetli Geçimsizlik, Delil, Velayet, Nafaka, Mal Paylaşımı)

  • gurlekhukuk
  • 26 Tem 2025
  • 9 dakikada okunur

Boşanma davaları, evlilik birliğinin yasal olarak sona erdirilmesi için açılan davalardır. Türk Medeni Kanunu, belirli boşanma sebepleri öngörmüştür. En yaygın dayanak, halk arasında “şiddetli geçimsizlik” olarak bilinen evlilik birliğinin temelinden sarsılması halidir (TMK m.166/1). Boşanma sürecinde delil toplama yöntemleri, çocukların velayeti, nafaka türleri ve mal paylaşımı önemli konulardır. Aşağıda, bu başlıklar altında boşanma hukukunun temel esasları, güncel mevzuat (2025 itibarıyla) ve Yargıtay içtihatlarından önemli noktalar ele alınmıştır.


1-Şiddetli Geçimsizlik (Evlilik Birliğinin Sarsılması)

Türk Medeni Kanunu’na göre eşler arasındaki geçimsizlik öyle bir düzeye ulaşmışsa ki ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek hale gelmişse, bu durum boşanma sebebi sayılır (TMK m.166/1) Yargıtay kararlarında “şiddetli geçimsizlik” kavramı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak değerlendirilir ve somut olayın koşullarına göre çok yönlü ele alınır. Hakaret, ilgisizlik, güven sarsıcı davranışlar, fiziksel veya psikolojik şiddet, sadakatsizlik gibi vakıalar bu kapsamda değerlendirilebilir. Önemli olan, evlilik ilişkisinin onarılmaz biçimde zarar görmüş olması ve birlikte yaşamın eşler için çekilmez hale geldiğinin ispatıdır.


Boşanma davası açarken, davacı boşanma sebebini somut vakıalarla ortaya koymalıdır. Şiddetli geçimsizlik genel bir sebep olduğundan, mahkemeye sunulacak delillerle evlilik birliğinin sarsıldığı gösterilmelidir. Eğer mahkeme, geçimsizlikte daha fazla kusurlu olan tarafın davacı olduğunu tespit ederse ve davalı evliliği sürdürmek isterse, boşanma kararı verilmeyebilir (TMK m.166/2). Örneğin yalnızca kendi kusurlu davranışlarıyla evliliği çıkmaza sokan eşin açtığı davada, diğer eş itiraz ederse hakim davayı reddedebilir. Ancak Yargıtay uygulaması, evlilik birliğinin gerçekten tükenmiş olması halinde bu hükmün katı uygulanmaması gerektiği yönündedir. Anlaşmalı boşanma yolunda ise (TMK m.166/3) en az 1 yıllık evliliklerde eşlerin birlikte başvurup bir protokol sunması halinde, genellikle tek celsede boşanma mümkün olmaktadır.


2-Boşanmada Delil Toplama Yöntemleri

Boşanma davalarında deliller, iddia edilen boşanma sebeplerini ispat etmek için kritik önemdedir. Taraflar tanık beyanları, yazılı belgeler, fotoğraf, video, mesaj kayıtları gibi her türlü delili mahkemeye sunabilir. Ancak delil elde etme yöntemlerinin hukuka uygun olması gerekir. Hukuka aykırı yolla elde edilmiş deliller, örneğin eşinin telefonunu habersiz kaydeden veya özel yazışmalarını izinsiz ele geçiren tarafın sunduğu materyaller kural olarak mahkemede kullanılamaz. Yargıtay, boşanma davalarında dahi “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” ilkesini uygulamakta ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden delilleri kabul etmemektedir. Bu nedenle, eşlerin dedektif tutarak elde ettiği fotoğraflar, izinsiz ses/video kayıtları veya kırılmış şifrelerle elde edilen mesajlaşmalar mahkemede çoğu kez dikkate alınmaz ve hatta bu tür eylemler ayrı bir suça (Özel hayatın gizliliğini ihlal, Haberleşmenin gizliliğini ihlal, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak ele geçirme vd.) konu olabilir.


Yasal delil toplama yollarına örnek olarak, resmî kurum kayıtları (mali kayıtlar, hastane raporları vb.), polis tutanakları, tarafların rızasıyla ortaya çıkmış dijital iletiler verilebilir. Örneğin aldatma iddiasında, eşlerin telefon mesajları bazen davada ileri sürülse de bunların meşru yollardan elde edilip edilmediği tartışılır. Yargıtay, “başka suretle ispatı mümkün olmayan hallerde” bazı kayıtların değerlendirilmesine tolerans gösterdiği kararlar da vermiştir; fakat genel yaklaşım, kişilik haklarını ihlal etmeden elde edilen delillerin kullanılmasıdır. Her şeyden önce kişisel veri kavramına dikkat edilmelidir.


Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri değerlendirirken, tanık ifadelerine büyük önem verir. Boşanma davalarında genellikle her taraf birkaç tanık gösterir ve duruşmada bu kişiler dinlenir. Komşular, akrabalar veya olaya tanık olmuş üçüncü kişiler geçimsizlik olgusunu, şiddet vakalarını veya diğer iddiaları doğrulayabilir. Ayrıca, boşanma öncesi yaşanan olaylar için tutulmuş karakol kayıtları, darp raporları gibi resmi belgeler güçlü delil sayılır. Delillerin mahkemeye sunulması usul kurallarına tabidir; genellikle ön inceleme duruşmasına kadar ellerindeki delilleri bildirmeleri gerekir. Eğer bir delilin kaybolma ihtimali varsa, dava açılmadan önce delil tespiti de istenebilir (HMK m.400). Örneğin eşinin alkol bağımlılığını ispat için hastane raporunun hemen alınması gibi.


3-Çocukların Velayeti ve İlgili Hususlar

Boşanma davalarında varsa müşterek çocukların velayeti en hassas konulardan biridir. Türk hukukunda, anne ve baba evliyken velayeti ortak kullanır; boşanma halinde hakim, çocuğun üstün yararını gözeterek velayeti anne veya babadan birine tevdi eder (TMK m.336). Çocuğun üstün yararı ilkesi, Yargıtay tarafından ve uluslararası sözleşmelerde velayet kararlarının temel ölçütü olarak vurgulanır. Hakim, çocuğun fiziksel bakım, eğitim, ahlaki gelişim gibi ihtiyaçlarını hangi ebeveynin daha iyi karşılayabileceğini değerlendirir. Küçük yaşta (özellikle 0-3 yaş arası) çocukların anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilir ve anne şayet bakım noktasında ciddi bir engel teşkil etmiyorsa, bebek ve çok küçük çocukların velayeti genellikle anneye verilir. Ancak anneye verilmeyecek derecede bir durum söz konusuysa (örneğin annenin çocuğa karşı ağır ihmal veya kötü muamelesi varsa), babaya da velayet verilebilir.


Okul çağına gelmiş çocuklar bakımından, mahkeme çocuğun eğitim düzenini, sosyal çevresini ve kendi isteklerini de dikkate alır. Özellikle 8-10 yaşın üzerindeki çocukların kiminle yaşamak istediği, mahkemece pedagog veya psikolog eşliğinde alınan görüşme raporlarıyla belirlenir. Çocuk idrak çağında ise (genelde 8 yaş ve üstü), Yargıtay kararları da çocuğun tercihini tamamen bağlayıcı olmasa da önemli bir unsur kabul etmektedir. Mahkeme, çocuğu dinleyip beyanını tutanağa geçirir ve “çocuğun arzusu, kendi yararına aykırı olmadığı takdirde” bu tercihe öncelik verir.


Velayet kararı verilirken, kardeşlerin mümkünse ayrılmaması da gözetilir. Yargıtay, kardeşlerin birbirinden koparılmamasını, birlikte büyümelerinin psikolojik faydasını dile getiren kararlar vermektedir. Ancak çok istisnai durumlarda (kardeşlerin yaş farkı, özel ihtiyaçları gibi) ayrı velayet de söz konusu olabilir.


Boşanma sonrasında velayet kendisine verilmeyen ebeveyn için kişisel ilişki (görüşme) hakkı tanınır. Mahkeme, çocuğun hangi sıklıkta ve ne şekilde diğer anne/baba ile görüşeceğini düzenler. Örneğin çoğunlukla her ayın belirli hafta sonları, yaz tatilinin bir ayı ve bayramların bir kısmı şeklinde görüşme takvimi belirlenir. Çocuğun yüksek yararı gerektiriyorsa, görüşmeler için bir uzman refakati şartı getirilebilir (örneğin çocuk çok küçükse veya diğer ebeveynden çekiniyorsa refakatçi eşliğinde görüştürülmesi gibi). Bazı ekstrem hallerde, çocuğun güvenliği açısından kişisel ilişki kurma hakkı tamamen kaldırılabilir (örneğin diğer ebeveynin çocuğa zarar verme ihtimali varsa).


Velayet verilen tarafın daha sonra şartları değişirse, velayetin değiştirilmesi davası açılabilir (TMK m.183). Örneğin anneye verilmişken annenin ağır hastalığı, ilgisizliği veya çocuğun ciddi ihmal edilmesi durumunda baba, velayetin kendisine verilmesi için dava açabilir. Mahkeme, yeni duruma göre yeniden üstün yarar değerlendirmesi yapar. Ayrıca velayet hakkı kötüye kullanılır veya çocuk için tehlikeli bir ortam oluşursa hakim resen de velayete müdahale edebilir (örneğin çocuğu korumaya alma, vasi atama gibi).


4-Nafaka Türleri (Tedbir, İştirak ve Yoksulluk Nafakası)

Boşanma sürecinde ve sonrasında nafaka önemli bir hukuki sonuçtur. Nafaka, boşanmadan etkilenen eşin veya çocukların mali olarak desteklenmesi amacıyla ödenir. Üç temel nafaka türü vardır:

  • Tedbir Nafakası: Boşanma davası devam ederken, mahkeme geçici önlem olarak ekonomik durumu daha kötü olan eş ve çocuklar lehine tedbir nafakası bağlayabilir (TMK m.169). Bu, dava süresince diğer eşin her ay yapacağı ödeme şeklindedir. Amaç, boşanma yargılaması sürerken bakıma muhtaç eşin ve çocukların geçimini sağlamaktır. Örneğin ev hanımı olan ve gelir kazanmayan bir kadın, dava süresince kocadan tedbir nafakası talep edebilir.

  • İştirak Nafakası (Çocuk Nafakası): Boşanma kararı verilirken, velayet kendisine verilmeyen ebeveyn, müşterek çocuklar için iştirak nafakası ödemekle yükümlü kılınır (TMK m.182/2). Bu nafaka, çocuğun eğitim, sağlık, bakım masraflarına katkı olarak düzenli ödenir. Nafaka miktarı belirlenirken, çocuğun ihtiyaçları ve anne-babanın mali gücü dikkate alınır. Uygulamada her bir çocuk için gelir durumuna göre bir meblağ takdir edilir. İştirak nafakası, çocuğun ergin olduğu (18 yaş) veya kendi kendine yeterli hale geldiği tarihe kadar sürer. Çocuk reşit olduktan sonra eğitimi devam ediyorsa, Yargıtay kararları ergin çocuk için ayrı bir yardım nafakası talep edilebileceğini belirtmektedir. İştirak nafakası, zamanla ekonomik koşullara göre artırılabilir; velayet değiştirse bile esasen çocuk için olduğundan, kimde ise o talep edebilir.

  • Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru diğer eşe göre daha ağır olmayan tarafa, boşanma sonrası süresiz olarak ödenen nafakadır (TMK m.175). Bu nafaka, genellikle işsiz veya geliri düşük olan eşe (çoğu örnekte kadın eşe) verilir. Yoksulluk nafakası bağlanabilmesi için nafaka isteyen eşin boşanma nedeniyle ekonomik durumunun kötüleşecek olması gerekir. Ayrıca, tamamen kusurlu taraf yoksulluk nafakası alamaz; örneğin ağır kusurlu bir eş, diğer eşten nafaka talep edemez. Nafaka miktarı, tarafların yaşam standardı, gelir düzeyi, kusur derecesi gibi kriterlere göre takdir edilir. Süresiz nafaka olarak bilinen bu uygulama, yıllardır tartışma konusudur. 2023-2024 döneminde süresiz nafakaya sınırlama getirilmesine dair tasarılar gündeme gelmiş, ancak Haziran 2025 itibarıyla kanunen bir süre sınırı getirilmemiştir. Yani yoksulluk nafakası, alıcı taraf yeniden evlenene, taraflardan biri vefat edene veya nafaka alıcısının fiilen evli gibi birlikte yaşaması gibi durumlar ortaya çıkana kadar devam eder (TMK m.176). Bunun dışında, nafaka yükümlüsünün mahkemeye başvurup kaldırılması talebi için genellikle alıcının gelir durumunda ciddi iyileşme veya evlenme gibi sebepler gerekir.


Nafaka miktarları tarafların maddi gücüne göre belirlendiğinden, daha sonra ekonomik koşullar değişirse nafakanın artırılması/azaltılması davası açılabilir (TMK m.176/4). Örneğin enflasyon karşısında çocuk nafakası yetersiz kalmışsa artırılması talep edilebilir; ya da nafaka ödeyenin geliri düşmüşse azaltma talep edebilir. Uygulamada aile mahkemeleri, TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranlarını ve yaşam koşullarını göz önünde bulundurarak yeni bir nafaka miktarı belirleyebilir. Ayrıca, 6183 sayılı Kanun kapsamında nafaka alacakları öncelikli alacaklardandır; ödenmezse icra takibi yapılabilir ve hatta nafaka borcunu ödemeyen kişi hakkında tazyik hapsi uygulanması mümkündür (İİK m.344).


5-Mal Paylaşımı (Edinilmiş Malların Tasfiyesi)

Boşanmanın mali sonuçlarından biri de mal rejiminin tasfiyesi, yani eşler arasındaki mal paylaşımıdır. Türkiye’de 1 Ocak 2002’den bu yana yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m.218-241). Bu rejime göre, evlilik süresince eşlerin edindiği gelirler ve mallar edinilmiş mal kabul edilir ve boşanma halinde her iki eş de bu edinimler üzerinde yarı yarıya hakka sahiptir. Kısaca, evlilik boyunca çalışarak kazanılan para, alınan ev-araba, ödenen sosyal güvenlik birikimleri vb. değerler eşit paylaştırılır. Buna karşılık, her eşin evlilik öncesi sahip oldukları veya evlilik sırasında miras/kıymetli hediye yoluyla elde ettikleri kişisel malları paylaşım dışıdır (TMK m.220).

Mal paylaşımı genellikle boşanma kararı kesinleştikten sonra ayrı bir mal rejimi tasfiye davası ile gerçekleştirilir. Boşanma davasıyla birlikte mal rejiminin tasfiyesini talep etmek mümkündür, ancak uygulamada çoğunlukla bu konu ayrı ele alınır çünkü mal varlığının tespiti ve hesaplamalar zaman alıcı olabilmektedir. Katılma alacağı denilen her eşin hak talebi, karşı tarafın edinilmiş mallarının yarısı değeri kadardır. Örneğin evlilik süresince bir eşin üzerine kayıtlı bir ev alındıysa, diğer eş bunun değerinin yarısı kadar alacak hakkı talep edebilir. Hakime düşen, tarafların evlilik süresince edindikleri tüm edinilmiş mal varlığını belirleyip net değerlerini hesaplamak ve yarı oranında denkleştirme yapmaktır.

Mal paylaşımında dikkat edilen hususlar: Öncelikle, her eşin edinilmiş ve kişisel malları ayrılır. Edinilmiş mal tanımına ücretler, maaşlar, primler, emekli ikramiyeleri, çalışma gelirleri, kâr payları gibi kalemler girer. Kişisel mallar ise evlilik öncesi sahip olunan mallar, miras kalan mülkler, manevi tazminat alacakları gibi değerdir (TMK m.220, 222). Eşler aksini evlilik sözleşmesiyle kararlaştırmadıkça bu yasal rejim uygulanır. Taraflar mal rejimi sözleşmesi (evlilik sözleşmesi) yapmış ve başka bir rejim seçmişlerse (mal ayrılığı gibi), paylaşım o sözleşmeye göre yapılır.


Önemli bir nokta, mal paylaşımı talebi için kanunda özel bir zamanaşımı süresinin bulunmamasıdır. Ancak Yargıtay, mal rejimi alacakları için 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde kararlar vermiştir.Eski Medeni Kanun zamanında (1 Ocak 2002 öncesi evliliklerde) mal ayrılığı rejimi geçerliydi; fakat 2002’den itibaren edinilmiş mallara katılma esası getirildiği için, birçok çiftin evliliğinde iki farklı dönem mal rejimi uygulanmış olabiliyor. Bu durumda 2002 öncesi alınan mallar kimin adına ise onda kalır; 2002 sonrası kazanılanlar paylaşılır.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013 tarihli bir kararına göre, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağı taleplerinde TMK m.178’deki 1 yıllık süre değil, 10 yıllık zamanaşımı uygulanır. Yani boşanma ilamı kesinleştikten sonra taraflar, 10 yıl içinde mal paylaşım davası açabilirler. Boşanma gerçekleşir gerçekleşmez mal paylaşımını talep etmeyi unutmak hak kaybına hemen yol açmaz, ancak uzun süre beklenirse karşı taraf mal kaçırabilir veya deliller kaybolabilir. Dolayısıyla makul süre içinde dava açmak her zaman yararlıdır.


Mal paylaşımı davasında hesap yapılırken her eşin edinilmiş mal değerlerinden, o malı edinirken mevcut borçlar düşülür, kalan artık değer hesaplanır. Her iki tarafın artık değerlerinin yarısı diğer tarafa alacak olarak yazılır (TMK m.236). Eğer bir eş diğerine göre daha fazla katkı yapmışsa veya ev hanımı olarak dolaylı katkı sunmuşsa, bu sistem bunu denkleştirmeyi amaçlar. Örneğin koca çalışıp 4.000.000 TL birikimle bir ev aldı, kadın ev hanımıydı ama evi yaptı; boşanmada evin değeri 6.000.000 TL olduysa, koca evin yarı değeri olan 3.000.000 TL’nin 1.500.000 TL'sini eşine katılma alacağı olarak öder. Tabii her somut durumda rakamlar ayrı hesaplanır.


Eşlerin mal rejimi tasfiyesi esnasında daha önce yapmış oldukları mal kaçırma (muvazaa) girişimleri de incelenebilir. Eğer boşanma süreci yaklaşırken bir eş diğerine fark ettirmeden malını üçüncü kişiye devretmişse, diğer eş “katılma alacağından mahrum bırakıldığını” ileri sürüp bu işlemlerin muvazaalı olduğunu iddia edebilir. Uygulamada buna ilişkin ayrı davalar (örneğin muris muvazaası veya TMK 229 uyarınca denkleştirme davaları) açılabiliyor. Yargıtay, eşin mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirleri dürüstlük kuralına aykırı bulup, paylaşımda o malı varmış gibi hesaba katmaktadır.


Ayrıca, Medeni Kanun m.652 uyarınca aile konutu olarak kullanılan ev, eşlerden birinin ölümü halinde sağ kalan eşe özgülenebilmektedir. Boşanmada ise böyle bir madde olmamakla birlikte, aile konutu şerhi varsa satış vs. sınırlaması hakimin boşanma sonrası kararlarıyla kaldırılır. Örneğin boşanan kadının konutunun aile konutu şerhi, boşanma kesinleşince kaldırılarak mal paylaşımına geçilir.


Mal paylaşımı davalarında uygulamada karşılaşılan sorunlar: Birincisi, davanın oldukça teknik ve uzun sürebilmesidir. Taraflar tüm mal varlıklarını dökmek, banka kayıtları, tapu kayıtları, araç kayıtları gibi verileri toplamak durumundadır. Bazen karşı taraf mal beyanında bulunmaz veya gizlerse, mahkeme resen araştırma yapmaz; bu nedenle avukat aracılığıyla tapu, banka vs. kayıtları celbedilir. İkinci önemli husus, davalarda enflasyon ve güncelleme meselesidir. Edinilmiş malların değeri, tasfiye anındaki (veya karar anındaki) rayiç değere göre hesaplanır. Örneğin 10 yıl önce 100.000 TL’ye alınan ev boşanma sırasında 1 milyon TL olduysa, bölüşüm güncel değerden yapılır. Yargıtay, ekonomik değişimleri gözeterek hakkaniyete uygun şekilde değerleme yapılması gerektiğini belirtir.


Üçüncü bir husus, mal rejimi tasfiyesi davasının boşanma davasından bağımsız olması nedeniyle, boşanmada kusur durumunun mal paylaşımına etkisi olmamasıdır. Yani tamamen kusurlu eş dahi mal paylaşımından mahrum edilemez; zira mal rejimi hakkı, evlilik süresince edinime dayanır ve kusur gözetilmez. Bu, halk arasında yanlış anlaşılan bir konudur: “Aldatan eşe mal verilmeyecek” gibi bir kural yoktur. Sadece, ağır kusurlu eş yoksulluk nafakası alamaz; fakat mal paylaşımı bundan etkilenmez.


Son olarak, mal paylaşımına ilişkin davaların bekletici mesele yapılması durumu vardır. Eğer taraflar arasında paylaşılacak mal varlığına dair başka bir hukuki süreç sürüyorsa (örneğin malın aslında birine ait olmadığına dair tapu iptal davası gibi), mahkeme mal paylaşımı davasını bekletir. Keza evlilik sırasında bir eş diğerine değer transfer etmiş ve bunun iadesi için denkleştirme davası açmışsa veya sağ kalan eşin aile konutu özgülenmesi davası varsa, ortaklığın giderilmesi yahut tasfiye davalarında öncelikle bu davaların sonucu beklenir.


Bu yazı, hukuk bilimine katkı sağlamak maksadıyla kaleme alınmıştır.

 

Her somut olay, kendi özelinde ve koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

Bu yazı, herhangi bir kişi veya kuruma yönelik hukuki görüş teşkil etmemekte olup, sadece yüklendiği tarih itibarıyla yazarın mevzuata ve içtihata dair yorumunu göstermektedir. Yazar, okuyucuyla ilgili kendisine danışılmadığı sürece hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir. Kanunlar, yönetmelikler ve uygulamalar zaman içerisinde değişir; çünkü hukuk ve muhakeme, insanlar yaşadıkça evrilmeye mahkumdur. Adil yargılanma ve kanunlara uygun bir muhakeme olduğu sürece, mevzuatın değişmesi sizleri endişelendirmesin.

 

Hukuki metinler, kanaatler ve yorumlar birer anlık fotoğraf gibidir; yalnızca çekildikleri zamanın gerçekliğini yansıtırlar. Bu nedenle, bu yazıda yer alan değerlendirmelerin ileride yürürlüğe girecek yeni düzenlemelerle geçerliliğini yitirmesi mümkündür.

 

Bu yazının içeriği, bir avukat-müvekkil ilişkisi doğurmaz ve yazıdan kaynaklı olarak doğabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumluluk kabul edilmez.

 

Mevzuat ve içtihat dışında, yazının tüm fikri hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz; izinsiz şekilde kopyalanamaz veya herhangi bir mecra ya da platformda yayınlanamaz. Türkiye Barolar Birliği ile Adana Barosu’nun hakları saklıdır.

 

Hukukun ışığıyla yürümek isteyen herkese açık, samimi ve dürüst bir tartışma zemini sunmak dileğiyle…

 

Tüm hakları saklıdır, www.oguzgurlek.com

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page